Ana SayfaBilim TeknolojiUzaylılar ile Temasa Gerçekten Hazır mıyız?

Uzaylılar ile Temasa Gerçekten Hazır mıyız?

Evrenin gerçekten ne kadar büyük olduğunun farkında mıyız? Peki ya gelişmiş bir medeniyete sahip uzaylılar ile karşılaşmaya hazır mıyız?

96 milyar ışık yılı çapında bir evrende yaşadığımızı biliyoruz ve bu muazzam büyüklükteki evrende yüz milyarlarca galaksi olduğunu da tahmin ediyoruz. Ama bizim büyüklük algımız, görebildiğimiz, somutlaştırabildiğimiz kısacası algılayabildiğimiz ölçüde bizlere anlamlı gelebiliyor. Bu konuda üzerinde yaşadığımız küçücük dünyada evrimleşen insancıklar olarak algılamamıza yardımcı olabilecek bir çalışma da var neyse ki.

Hawaii Üniversitesi’nden bir ekip yaptıkları araştırma ile yaşadığımız evrende var olan yıldızların dünyada bulunan tüm kıyılardaki kum tanelerine oranını hesaplamışlar. Aslında bu çalışma her ne kadar büyük bir hata sapma payına sahip olsa da ortaya çıkan sonuçlar verilmek istenen mesajı pekiştiriyor.

Yapılan araştırmada dünyadaki tüm kıyılarda bulunan toplam kum tanesi sayısının 1018 olduğu sonucunu ortaya çıkarıyor(Bu 1 in yanında 18 tane sıfır eklememiz gerektiği anlamına geliyor). Peki ya yıldız sayısı? İşte bu noktada işler daha da garipleşiyor. Evet, tüm kozmostaki toplam yıldız sayısının da 1024 olduğu tahmin ediliyor (1 in yanına ekleyeceğimiz 24 adet daha 0). Daha anlaşılır olması için şöyle özetleyebiliriz: Dünya kıyılarındaki her kum tanesine karşılık evrende 10000 yıldız var.

Tüm bu yıldızların çok az bir kısmının etrafında tıpkı dünyamız gibi ‘Yaşanabilir Kuşak’ (Bir yıldızın yörüngesinde dolanan bir gezegenin yüzeyinde bulunan suyun sıvı halde kalabilmesini destekleyecek oranda ısı aldığı, ne suyun tümüyle buz tutacağı kadar soğuk, ne de tümüyle buharlaşacağı kadar sıcak olmayan yörünge uzaklığıdır) içerisinde yer alan gezegenler olsa, bu gezegenlerin çok küçücük de olsa bir kısmında yaşam olsa ve üzerinde yaşam olan bu gezegenlerin çok küçücük bir kısmında zeki bir yaşam formu olsa, evrende yine de sayısız bir uygarlığın potansiyelinden bahsedebiliriz.

Astronom Frank Drake içerisinde yaşadığımız Samanyolu Galaksisinde olması muhtemel medeniyetlerin sayısını hesaplayabilmek için 1961 yılında matematiksel bir denklem oluşturmuştur. ‘Drake Denklemi’ olarak bilinen bu denklem daha sonraları Carl Sagan gibi fizikçilerin de katkılarıyla son şeklini almış, ve denklemden çıkan sonuca göre ise Samanyolu Galaksisinde en az 10000 akıllı medeniyetin olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Evrende 300-400 milyar galaksi, 7-8 trilyon cüce galaksi olduğunu da düşünürsek evrende yalnız olduğumuzu söylemek oldukça iddialı bir bencillik olur.

drake denklemi
Frank Drake ‘in oluşturduğu denklem üzerinden yapılan hesaplamalara göre galaksimizde 10 bin zeki uygarlık olabileceği düşünülmektedir.

Peki ya günün birinde farklı bir uzaylı medeniyeti tarafından ziyaret edilirsek?

Şüphesiz ki ziyaretçilerimiz bizlerden oldukça gelişmiş bir uygarlığa sahip olmaları gerekmektedir. Bu muazzam evrenle ilgili bildiklerimiz her ne kadar az olsa da; yaşamın var olabilmesi için gerekli olan belli başlı şeylerin farkındayız: Bir yıldız, yaşanabilir kuşak içinde yer alan bir kayalık gezegen, su ve birkaç tutam biyolojik yaşam için gerekli olacak elementler.

Bize en yakın yıldızın, varlığımızın da sebebi olan güneşimiz olduğunun farkındayız. Lakin sistemimiz içerisinde en azından akıllı bir yaşam formu olmadığını biliyoruz. Bu yüzden müstakbel ziyaretçilerimizi diğer yıldızlardan gelmesi gerekecek. Sistemimize en yakın yıldız olan Proxima Centauri 4.24, Sirus ise 8.6 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Sahip olduğumuz en hızlı uzay aracımızla dahi on binlerce yıl sürecek bir yolculuktan bahsediyoruz. 100 bin ışık yılı çapında olan Samanyolu Galaksisinin herhangi bir mahallesinden de olabilirler teorik olarak .

Her koşulda ziyaretçilerimizin bize ulaşması için on binlerce yıl, belki de yüz milyonlarca yıl zamana ihtiyaçları olacak. Ya da Warp benzeri bir teknolojiye hatta henüz idrak dahi edemediğimiz, yıldızlararası seyahat için uzay-zamandan doğan sorunları aşabilecek bir teknolojik gelişmişliğe ulaşmış olmaları gerekecek. Her halükarda misafirlerimiz karşısında yaşayacağımız eziklik tarif edilemez boyutlarda olacak.

warp motoru
Yıldızlararası yolculuk için muhtemel teknolojilerden birisi de Warp motorudur.

Asıl soru onların bize yaklaşımı nasıl olacak?

Aslında bu konuyla ilgili çok uzun yıllardır kafa yoran Amerikan film endüstrisi, bizlere olası pek çok senaryoyu gösterdi. Gelişmiş uzay araçları ve silahlarıyla gelen, çoğu zaman çarpık bacaklı, ahtapot veya kertenkele suratlı ama oldukça zeki, istilacı bir tür. Maalesef, yazının başındaki algısal duvarımıza bu noktada da çarpıyoruz. Evreni veya farklı uzaylı medeniyetleri tasvir ederken sahip olduğumuz algı düzeyi sınırları içerisinden çıkamıyoruz. Göremediğimiz, bilmediğimiz her olguyu sahip olduğumuz şablonlar içerisinde somutlaştırmaya çalışıyoruz. İnsanların tanrılarına çevrelerinde gördükleri canlı cansız nesnelerin siluetini vermeleri ve insana özgü erdemleri yakıştırması da bundan değil mi?

Evrende yalnız olup olmadığımız tartışmalarını bir kenara bırakarak evrende tek zeki tür olmadığımızı farz edelim. Hatta bu zeki uzaylı medeniyetlerinden birinin de yıldızlararası uzayı aşarak dünyamıza geldiğini varsayalım. Öncesinde de belirttiğimiz sebeplerden ötürü ziyaretçilerimizin bizden çok daha gelişmiş bir uygarlığa sahip olacağını öngörmeliyiz. Zaten izlediğimiz filmlerden tutun, okuduğumuz bilim kurgu romanlarında da altı çizilen durum buydu. Aslında burada asıl mesele bu gelişmişlik farkının ne boyutlarda olacağı. Bunun üzerinde net bir fikir beyan etmemiz ne yazık ki pek mümkün değil. Ama insan olarak gelişim sürecimizi inceleyerek, zamanın ve coğrafyanın morfolojik yapımız ve teknik bilgilerimiz üzerinde ne gibi etkileri olduğunu düşünerek bir fikir üretebiliriz.

Bu gün yüzlerce metre yüksekliğinde binalar diken, bir şekilde uçmayı başaran ve bunla yetinmeyip uzaya ulaşan ve uzayda birçok farklı misyonla görevler yapan, hatta atomu enerjiye dönüştüren insan henüz yüz yıl önce bambaşka bir bilimsel ortamda yaşıyordu. Bugün bize sıradan gelen bir çok konu yüz yıl önce bilim kurgu hikayelerinden ibaretti, hatta bir kaç yüz yıl önce hayalini bile kuramıyorduk.

Henüz yüz yıl önce evreni samanyolu galaksisinden ibaret olduğunu, beş yüz yıl önce evrenin merkezinde olduğumuzu ve bütün geriye kalan her şeyin bizim etrafımızda döndüğünü sanıyorduk. Yedi bin yıl önce düşüncelerimizi kalıcı hale getirecek yazımız bile yoktu; 10 bin yıl önce henüz tarımı keşfetmemiş, yerleşik hayata geçmemiş mağaralarda ve ağaç kovuklarında yaşıyorduk. Bugün, devlet düzenimizden yasalarımıza, kullandığımız yazıdan, elimizden düşürmediğimiz akıllı telefonlara, uçaklarımızdan tutun da yakın dönemde uzaya gönderdiğimiz James Webb Teleskobuna kadar homo sapiens’e kendisini zeki hissettiren her şey son 10 bin yıldaki bilgi birikiminin sonucu.

Tabi bir diğer mesele de evrimsel süreç olacak. Homo sapiens (Bilge insan) olarak bizler, henüz 160 bin yıldır bu gezegende geziyoruz. Dahili olduğumuz Homo (insan) türü ise yaklaşık 2.8 milyon yıllık bir hikayesi var. Lucy‘den günümüze kadar ise 3.14 milyon yıl geçmiş durumda. En yakın kuzenlerimiz olduğu söylenen şempanzelerden ayrılarak kendimize yeni bir yol çizmeye başlamamızın üzerinden yaklaşık 6 milyon yıl geçmiş. Tüm bu süreç sonunda ise şempanzelerle DNA larımız yalnızca %1.5 oranında farklılaşmış. Yani sahip olduğu en üst düzey teknik yeteneği çevresinde bulduğu bir çubukla ağaç oyuklarından kurtçuk çıkarmak olan şempanze ile atomu parçalayan, Mars’a yapay zekalı uzay araçları gönderen insan arasındaki bütün fark işte o %1.5 dan ibaret.

lucy- Uzaylılar ile Temasa Gerçekten Hazır mıyız?-
lucy

Ünlü fizikçi Neil deGrasse Tyson bir söyleşisinde bu yüzde 1.5 farktan bahsediyor ve ekliyor: ‘İnsanları özgün kılacak bir zekilik ölçüsü icat edelim ve diyelim ki, zekilik; şiir ve senfoni yazabilmek, sanat yapabilmek, matematik ve bilim yapabilmek olsun. Şempanzelerin hiç biri bunları yapamıyor. Yine de onlarla dna larımız %98-99 ortak. Yaşamış en parlak şempanze belki biraz işaret dili yapabiliyordur. Bunu bizim bebeklerimiz bile yapabiliyor. Bizi şempanzelerden ayıran her şey dna’larımızdaki %1’lik farktan doğuyor.‘

Burada sormamız gereken esas soru ise müstakbel ziyaretçilerimiz ile aramızdaki evrimsel fark ve medeniyetlerinin ne kadar süredir bilgisel birikime sahip olduğudur. Şempanzelerle aramızda ki o %1’lik farkın ziyaretçilerimizle bizim aramızda olduğumuzu düşünelim. %1 bize atomu parçalatıp, mona lisa’yı çizdirirken, aynı yönde %1 ileride olan bir uygarlığın gözünde bizler nasıl görünürüz? Tyson, böyle bir durumda, bu yabancı uygarlıkların bizim halen anlamak için çaba harcadığımız kuantum ve sicim gibi konuların onlar da içgüdüsel olabileceğini söylüyor.

Kim bilir günün birinde bizlerle doğrudan bir temas kurup, yaptığımız sanat eserlerini, uzaya gönderdiğimiz teleskopları, kuantum fiziği alanında yaptığımız çalışmaları gördüklerinde; bizim bir teli bükerek hapsolduğu kafesin kilidini açan kargayı izlerken verdiğimiz şaşkınlık tepkisine benzer bir tepkileri olacak. Biz kendimizi her ne kadar evrendeki zeki bir tür olarak görsek de aslında o kadar da zeki olmayabiliriz. En azından evrende aradığımız zeki yaşam formlarının pek çoğunun gözünde birer şempanze veya karınca gibi görünebiliriz.

1977 yılında fırlatılan Voyager 1 uzay aracıyla beraber olası bir uzaylı karşılaşmasına karşı içinde pek çok dilde iyi dilek mesajları, türümüzü anlatan bir çok görsel ve yanında güneş sistemimizin Samanyolu galaksisindeki konumunu gösteren bir harita da vardı. Belki de insanoğlunun tarih boyunca yapmış olduğu en aptalca şey olabilir bu durum. Her ne kadar çok çok küçük bir olasılık da olsa; zeki ve istilacı bir uzaylı uygarlığa, hazinenin pek çok görseli eşliğinde define haritasını kendi elimizle yollamış olabiliriz. Stephen Hawking bir çok kez olası bir uzaylılar ile temasımızı hevesle beklemenin anlamsız olduğunu, muhtemelen hayal dahi edemeyeceğimiz teknoloji ve uygarlığa sahip bir türle karşılaşmamızın bizim için olumlu sonuçları olmayacağını söylemişti.

1977’de fırlatılan Voyager 1 aracında insan ve gezegenimizle ilgili pek çok bilginin yanı sıra Türkçe bir mesaj da vardı.

Her ne kadar zeki bir tür olsak da, evreni keşfedebilecek ve anlayabilecek kadar gelişmiş bir bilinç düzeyine sahip değiliz. Bu halimizle de muhtemelen bu düzeye ulaşmış uzaylı medeniyetlerin dünyamıza gelmesini ve bizlerle temasa geçmesini bekliyoruz. Hatta geldiklerini ve bazı hükümetlerle gizli anlaşmalar yaptıklarını iddia edenler bile var.

Sahi siz en son ne zaman bir sinekle iletişim kurup bir masada anlaşma yapmıştınız?

RELATED ARTICLES
- Advertisment -
Google search engine

Most Popular

Kişisel Gelişim Nedir?

Temel Bütçeleme İlkeleri

Olimposlu Tanrılar

Makine Öğrenimi Nedir ?

Recent Comments