İnsanlığın Kara Yüzü
Ortaçağ Avrupa’sı denince akla ilk gelen kavramlardan biridir Engizisyon Mahkemeleri. Avrupa’nın kara dönemi diye tabir edilen ortaçağ’ın en kara lekesiydi şüphesiz bu mahkemeler. Bu mahkemeler 8. yüzyıla kadar dayansa da, bizim algıladığımız anlamda bir misyona ilk olarak 1183 yılında Papa III. Lucisus tarafından, dinden dönenlerin sürgün ve afaroz edilmesi, vatandaşlıktan çıkarılması gibi yaptırımlarla başladı. Zamanla kilisenin gücüyle beraber bu mahkemelerin de yaptırımları ağırlaşmış, akıl almaz işkence ve idamların merkezi haline gelmişti. Dinden dönenler, cadılıkla suçlananlar hatta kilisenin dikte ettiği Hristiyanlığa aykırı görüş geliştiren herkes bu mahkemelerde çok ağır işkencelerden geçiriliyor hatta öldürülüyordu. Roma, Almanya, Fransa, İspanya gibi ülkelerin kendilerine ait engizisyon mahkemeleri vardı. İspanya Engizisyonunda ise Müslümanlar ve Yahudiler ağırlıklı olarak yargılanıyordu.

Kilise, Ortaçağ’da önemli bir güç haline gelmişti. Bu dönemde sıradan halkın okuma yazma bilmemesi, İncil’in sadece latince versiyonlarının mevcut olması ve yalnızca el yazması olarak kiliselerde kaleme alınıyor olması; insanların dinleri için yegane kaynak olan İncil’e doğrudan ulaşmalarını imkansız hale getiriyordu. İnsanların Hristiyanlık ile ilgili bilgileri yalnızca kilisenin söylemlerinden ibaretti. Bu durum ise kilisenin zamanla sosyal ekonomik ve siyasi olarak bir güç olmasını sağladı. Kilisenin sert tutumu, dünyevi ve ahirete yönelik korku söylemleri, cahil bırakılmış ve korkutulmuş her toplumun vereceği tepkiyi vermesini sağlamıştı: Sorgusuz sualsiz korku kaynağına itaat. Artık Papalar krallara taç giydiriyor, Kardinaller ve papazlar bulundukları bölgelerin en kudretli derebeyleri arasında yerlerini alıyorlardı.

Karşıt Fikirlere Karşı Bir Silah : Engizisyon Mahkemeleri
Tüm bunlara rağmen, bu duruma direnen bir kesim de vardı. Hristiyanlığın esasında eşitlik ve sadelik olduğunu; Papa’nın ve kilisenin uygulamalarının bu esaslara aykırı olduğunu söylüyorlardı. Bu anlayışta olanlar İngiltere ve Fransa’da birleşerek, birer dernek bile kurmuşlardı. Kilise din adamlarının zenginleşmesini istemiyorlar ve daha sade bir yaşam sürmeleri gerektiğine inanıyorlardı.
Ancak bu eleştirel, papayı ve kiliseyi memnun etmedi. 13. Yüzyıla gelindiğinde Vatikan, bunları susturmak için, Roma’da, üyeleri kardinallerden oluşan yeni bir engizisyon mahkemesini kurdu. Bu mahkeme kilisenin dikte ettiği dini anlayışı tenkid edenleri, kiliseyi kötüleyenleri, suçlarına göre, aforoz etmekten, diri diri yakmaya kadar bir çok farklı çeşitte cezalandırıyordu.

Wiklif, Huss gibi dönemin önemli bilginleri, Vatikan’ın ve kiliselerin anlayışının dine aykırı olduğunu iddia ettiler. Katolik kilisesinin başında bulunanları, kötü yola sapmakla suçladılar. Bunun üzerine papalar, bu fikirlerin önüne geçebilmek adına, cezaları şiddetlendirdiler. Kiliseye gitmemek, papaya saygı göstermemek, engizisyon aleyhinde bulunmak, yasak edilmiş bir kitabı okumak, en ağır işkencelere katlanmaya ve ateşte yakılmaya neden oldu. Engizisyon mahkemesine girenlerden pek azı kurtulurdu. Çünkü bunlara ağır işkenceler yapılır ve engizisyon mahkemelerinin istediği şekilde konuşmaya mecbur bırakılırlardı.

Yapılan işkenceler de korkunçtu. Mesela, suçlu iple asılır, birdenbire taşlar üzerine bırakılır, çekiçle kemikleri kırılır, ateşle ayakları yakılırdı. Bu eziyetlere katlanamayan suçlu da ya mahkemenin istediği şekilde konuşur, sürülür , ya da ateşte yakılırdı . İspanya’da V. Ferdinand bir çok Yahudi ve Müslümanı böyle öldürmüştü . Yalnız İspanya’daki engizisyon mahkemesi 28.000 kişiyi böyle korkunç şekilde ölüme göndermiştir . Fransa ve İtalya’da öldürülenlerin sayısı ise bilinememektedir, ama buralardaki rakamların da İspanya’dan farklı olduğu da düşünülemez tabi.

Engizisyon mahkemesinin bulunduğu yer de korkunçtu. Mahkeme salonu baştan başa siyaha boyanır, mahkeme üyeleri siyah giyinirdi. Suçluyu getiren muhafızlar ise maskeli ve siyahlara bürünmüşlerdi. Katolik dünyası, yüzler yıl bu mahkemenin korkusundan istediği gibi konuşamadı ve okuyamadı. En basit bilim kitapları bile, papanın yayınladığı kara listeye alınıyordu. Eğer kara listedeki bir kitabı okur ve yakalanırsanız, derhal soluğu engizisyon mahkemesinde alırdınız. Katolikler, engizisyon mahkemesi sayesinde, protestanlığın Avrupa’da yayılmasını önlediler. Bu mahkemeler, Napoleon Bonapart zamanına kadar dehşetlerine devam etti. Napoleon Bonapart 1808 yılında engizisyon mahkemelerini kaldırarak, Hıristiyanları vicdan hürriyetine kavuşturmaya yönelik önemli bir adım atmıştı.
