Bundan 6 bin yıl önce Mezopotamya adı verilen Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki bereketli topraklarda insanlık tarihinin ilk uygarlığı, her şeyin öncüleri olan bir topluluk ortaya çıkmıştır. Sümerler olarak bildiğimiz bu insanlar tarihin en önemli medeniyetini kurmuşlardır.
Dışarıya bağlı olmadan geliştirdikleri ekonomileri sayesinde bilim ve düşünce hayatının temellerini attılar. İnsan olarak ilk kolektif siyasi yapılanmalarımızdan modern hukukumuza, günümüz dinlerinden tekerleğe, geleneklerimizin pek çoğundan burçlarımıza hatta yazıya bile onlar sayesinde sahibiz. Yazıyı icat etmelerinden sonra ilk hukuk kurallarını da Sümerler oluşturmuştur. Bu yazılı kanunlar Lagaş kralı Urgakina tarafından yürürlüğe koyulmuştur. Astronomi konusunda da ileri derecede bilgililerdi. Gezegenleri, yıldızları ayırt etmiş; hareketlerini gözlemleyerek bir yılı 360 gün olarak hesaplayabilmişlerdi.

Avcı toplayıcılığı henüz terk etmiş olan bu insanlar, bu büyük devrimleri peki nasıl gerçekleştirdi? Tabi ki bilimsel olarak buna getirdiğimiz açıklama tarım ve toplumsal örgütlenme olacak. Ama Sümerlerin bize bıraktığı bazı yazı metinler, bizlere biraz fantastik de olsa başka seçenekler de sunuyor: Annunakiler
Sümer site devletleri yöneticileri imza yerine geçen bir mühür kullanıyorlardı. Bu mührün üzerine ise günümüzden 5-6 bin yıl önce gözlemledikleri güneş sistemine ait bir tasfir işlemişlerdi; fakat küçük bir farkla, Sümerler güneş sisteminde 11 gezegen olduğunu düşünüyorlardı. Ayrıca tasvirlerde görünmeyen ama metinlerde bahsedilen 12. bir gezegen daha vardı. Fazla olan bu gezegen ise, Sümer tabletlerinden öğrendiğimiz üzere Annunakiler’in yaşadığı gezegendir. Sümerler’in bu kadar ilerlemelerini gökten inen Elliler’e yani Annunaki’lerin getirdiği bilgilere borçlu oldukları düşünülmekteydi.

Sümer metinlerinde gökyüzünden gelen bu varlıkların insanlara bilmedikleri şeyleri öğrettiklerinden ve bunların karşılığında da altın, yiyecek ve değerli madenler aldıklarından hatta belli zamanlarda Dünya’ya inerek düzeni değiştirip geri döndüklerinden bahsediliyor.
Annunakiler hakkında birçok hikayeler anlatılır. Bu hikayelerde insan ırkının tamamen uzaylılar tarafından oluşturulduğu yani Annunaki’lerin kendi DNA’larını kopyalayıp insan ırkını meydana getirdiği anlatılır. Bu hikayelere göre Nibiru isimli bir gezegenden dünyaya gelen antik uzaylılar olduğuna inanılan bir grup varlıklardan bahsedilir. Yine metinlerde anlatıldığına göre, Annunakiler gezegenlerinde oluşan hasarı onarmak için altın madenine ihtiyaç duymuşlar ve Dünya’ya gelip altın çıkartmaya başlamışlardır. Altın madenini çıkartma esnasında yorulan bu Nibiru’lular kendilerine işçi olarak canlı meydana getirmek istiyorlar ve o dönemdeki bazı maymunlara kendi DNA’larını kopyalayarak insan ırkını oluşturuyorlar. Yarattıkları insan ırklarını madenlerde çalıştırıp altın çıkarttırıyorlar ve gezegenlerine geri dönüyorlar. Geride ise köle olarak yarattıkları insan ırkı kalıyor.

Annunakiler, günümüzde dünya’daki serüvenimizin başlangıcıyla ilgili sahip olduğumuz bir çok teoriyi (Üstün bir tanrı inancı , Dünya’ya başka bir gezegenden gelmiş olmamız hatta evrim teorisi) içinde barındıran sıra dışı bir efsane aslında. Kim bilir, teknik ve bilimsel olarak 6 bin yılda oldukça gelişsek de; varoluşumuzla ilgili fikirlerimiz çok da fazla değişmemiş olabilir.
