
Pompei, Roma İmparatorluğunun önemli ticaret ve cazibe merkezlerinden biriydi. Roma soylularının yazlıklarının bulunduğu şehir, döneminde zenginliğin ve ihtişamın merkezi olarak biliniyordu. 24 Ağustos 79 tarihinde komşu şehir Herkulaneum ile birlikte Vezüv Yanardağı‘nın iki gün süren faaliyeti sonucu volkanik kül ve cürufun altına gömülerek 1700 yıl süren bir karanlığa mahkum olmuştu. Vezüv’ün patlamasından yaklaşık 1700 yıl sonra, zihinlerden silinmiş bu şehir 1748 yılında tesadüfen keşfedildi. Yapılan kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkan şehir insanları heyecanlandırırken, zamanla karşılaştıkları manzara heyecanı dehşete çevirmişti.

Bu çalışmalar esnasında, yanardağdan püsküren küllerin altında kalan insanbedenleri zamanla çürümüş ve insan silüetinde boşluklar meydana getirmişti. Uzmanların boşlukları çimento-kireç karışımı bir materyalle doldurmaları, insanların ölmeden hemen önceki son hallerini tüm detaylarıyla gün yüzüne çıkardı. Ne var ki bu buluntulardan yola çıkarak, taşlaşmış insanların ortaya çıkartıldığı söylentisi halen zikredilse de, hatta bu durumu Tevrattaki Sodom ve Gomara şehirleri veya Kuranda geçen Lut kavmine bağdaştıranlar olsa da, Vezüv’ün patlamasından binlerce yıl evvel yazılmış Tevratta geçen Sodom ve Gomara kıssalarının Pompei’nin başına gelenlerle ilişkili olmadığı açık. Yine Kuranda bahsi geçen Lut kavmi kıssasının da aynı şehirlerle bağlantılı olduğu genel olarak kabul görmekte. Peki Pompei anlatıldığı kadar sapkın bir şehir miydi? Bunun cevabı oldukça net aslında, diğer Roma şehirleri kadar.. Söz konusu sapkınlıklar (Eşcinsel ilişkiler, küçük yaşta fuhuş, enses), o dönem Roma aristokrasisi içerisinde oldukça yaygın bir durumdu. Hele ki Pompei gibi deniz ticaretinin gelişmiş olduğu şehirlerde oldukça yaygın olan genelevler, Pompei’nin bu namının yayılmasında etkili olmuştu.



Pompei her ne kadar sapkınlık ve günahın şehri olarak anılsa da, Ponpei’de yaşanıp günümüz dünyasında göremeyeceğimiz bir günah da yok maalesef. Ayrıca Pompei’de o gün yaşananlar sonucu şehirdeki bütün insanların öldüğü genellemesine düşmek de hata olur. Zira yanardağ püskürmelerine başlamadan önce sık ve şiddetli depremler gerekli uyarıları vermiş, şehri terk eden daha doğrusu terk edebilecek güçtekilerin olduğunu da unutmamak gerek. Yani bahsedilen günahın sorumlusu olan zenginlerin. Zaten 20 bin nüfuslu olduğu tahmin edilen şehirde günümüze kadar 2 bin civarında ölümle karşılaşılmıştır. Muhtemelen onlar da genel olarak yine garibanlardı!





